Disclosure: Audio posts that include tunes/songs are not available for downloading. I personally believe that having songs online with brief reviews & background info is good for artist promotion. However, if you're not happy with an audio post, please send an email to emredog@gmail.com and I'll remove the post immediately.
Catching Elephant is a theme by Andy Taylor

XOXO The Mag Temmuz-Ağustos 2011 sayısında yayımlanmıştır.
Elektronik ve dans müziği duayenlerinden John Tejada, tam da şanına yaraşır bir aileden geliyor. Viyana’da orkestra şefi yapan bir adam ile şehre şan eğitimi almak için gelen Meksika’lı bir sopranonun aşkının meyvesi. Genlerinden gelen yetenek, müzik trendlerine dair öngörüsü ve ailesinden aldığı destek sağolsun, Tejada 15 senedir -üretkenliğinden de ödün vermeden- piyasaya yön veren isimler arasında. 2009‘dan kalma Fractals plağından bir parça, shuffle’dan geldiğinde geçmeye elim varmıyor; parça güncelliğini koruyor diyemem belki ama kendini dinletiyor. Kurucusu ve sahibi olduğu Palette Recordings’in sanatçının gölgesinde kaldığını üzülerek not düşelim. Bu yüzden de el emeği göz nuru son albümünü emin ellere, Kompakt ailesine emanet ediyor.
Bir süre önce, albümün ilk single’ı Unstable Condition’ı ilk kez dinlediğimde ufak çapta bir kulak orgazmı yaşadığımı itiraf etmeliyim. Eşsiz melodik altyapı, ustalıkla yapılmış kompozisyon ve tecrübeli bir mühendisin elinden çıkan enfes bir parça. Birbirine benzeyen onlarca bileşen, eğitimsiz bir kulağın “hep aynı” sanacağı döngüler oluşturarak aslında kuvvetli iniş-çıkışlar çevresine örülüyor. Albümün gerisine de bu minvalde bir ses dokusu hakim. İki yumuşak ambient denemesini saymazsak, Parabolas’ın ilk yarısında 4/4 ölçülerden kaçınılmış; Tejada’nın 2000‘lerden gelen eski usül elektro dokunuşları hissediliyor. Genele baktığımızda ses tasarımlarının gayet sofistike ve albümün ziyadesiyle doyurucu olduğunu söyleyebiliriz.
İlgili vidyo: Youtube

XOXO The Mag Temmuz-Ağustos 2011 sayısında yayımlanmıştır.
Matias Aguayo’yu artık uzun uzun anlatmaya utanıyorum. Closer Musik’ten tanıdığımız,2005‘ten beri yakın takipte olduğumuz, ne çıkartsa hayranlığımızı kazanan bir selebrite artık. Kompakt’ın o kemikleşmiş sound’unu farklı yönlere çeken, bunu yaparken cesaretinden ödün vermeyen bir Şilili. Aguayo’yu son dönemde de bazı hip projeleri desteklerken gördük. Discodeine için seslendirdiği Singular’ın heyecanı dinmeden, Battles’ın Ice Cream çalışmasında hem sesiyle hem de vidyo klipdeki ultra-sempatik tavırlarıyla gönlümüzdeki tahtını tazeledi.
Bu koşturmacanın arasında kendi parçalarını aksattığını farketmiş olmalı. Zira ben epeydir kendi çalışmalarını bekliyordum; ne 2 senelik albümünden bir parçaya çektiği klip ne de Total 10 için Maxime Dangles ile hazırladığı teaser bu beklentiyi bastıramadı. Yeni EP’de eserler iki küme altında toplanabilir: Vokalli yaz hitleri ve Perküsyon güdümlü sert disko parçaları. Esprili yaklaşımı ve zengin melodik yapısıyla I Don’t Smoke plağın isim babası olmayı hakediyor. Dance Machine de yine çiğ ama akılda kalan ezgilerle sabaha karşı kulüp ahalisini şaşırtmak için kullanılabilir. Geri kalan iki (artı dijital kopyayla gelen iki tane daha) parça benim için bile dinlemesi güç, ham perküsyon sample’larına abanılmış, yorucu parçalar.
İlgili vidyo: Youtube

XOXO The Mag Temmuz-Ağustos 2011 sayısında yayımlanmıştır.
Arne Schaffhausen ve Wayan Raabe, on yıldır müzik piyasasındalar ve sayısız plağa imza atmış müzisyenler. 2005 yılında ilk kez Extrawelt ismini aldılar ve Soopertrack parçalarıyla Nathan Fake ile bir plağı paylaştılar. Bu birliktelik keyifli bir başarılı bir yolculuğa vesile oldu: Mind Over Doesn’t Matter, Im Garten Von Eben Anniversary Remixes, Deine Beine, Mosaik EP’leri Traumdan çıktı. Belki de en önemlisi, 2008 yılında Cocoon’dan çıkan Schöne Neue Extrawelt albümüydü. Aradan geçen 3 yıla rağmen saygınlığını ve geçerliliğini koruyan bu albüm, elektronik ve günümüz dans müziğine yön veren eserler arasında yerini çoktan aldı bile.
Boxer Recording ile ilk buluşmaları geçen sene Different toplamasına Yummy parçalarıyla yaptığı katkı ile oldu. Şimdi de, Boxer etiketli ilk Extrawelt plağı ile karşımızda. Vorsprung Durch Hektik, ikilinin şanına yaraşan üç parçadan oluşuyor. EP’ye adını veren ilk parça Extrawelt’in karanlık havasını yüksek tempoda ve yoğun vuruşlarla solumamıza neden oluyor. İkinci parça, komplike ritmler ve ayakları yere sağlam basan bassline’ı ile klasik dans parçalarına saygı duruşu niteliğinde. Son parça Wasteland ise sıradışı melodisi ve kuvvetli sound’uyla bence EP’nin en iyisi.
İlgili vidyo: Youtube

XOXO The Mag Temmuz-Ağustos 2011 sayısında yayımlanmıştır.
90‘ların sonları ve takip eden yıllar, benim içinde bulunduğum çevre için trip-hop ve türevlerinin yükselişe geçtiği yıllar olmuştu. Baxter, Massive Attack, Portishead, Day One, GusGus, Morcheeba, Sneaker Pimps ve daha bir çok isim aniden hayatımıza girmişti. Britanyalıların baskın olduğu bu listede, en kıymetlilerinden biri de Lamb’di. 96‘daki çıkış albümleri bir yana, elektronik müziğin geleceğiyle ilgili endişelerini dile getirdikleri Fear of Fours sıkı D&B bileşenleriyle aklımızı almıştı. Bunlar bizim gençliğimizde olduğu kadar, elektronik müzik tarihinde de önemli bir yer edindi. Nitekim ilk H2000’de canlı izlediğimizde kitlesel olarak kendimizden geçtik. Lamb daha sonra What Sound’u yayınladı. Grubun kalbi Lou Rhodes’un varlığının daha da fazla hissedildiği albüm kesinlikle öncekilere göre daha duygu yüklüydü. Altyapının mimari Andy Barlow yine çok temiz bir iş çıkarmıştı, ama yaptıkları vokallerin gölgesinde kalmıştı. What Sound, 2001 yılının en önemli müzik olaylarından oldu. 2003’te görece silik bir albüm olan Between Darkness and Wonder’ı yayınladılar; bir süre sonra da dağılıp kendi projelerine şans verdiler. 2009’da yeniden birleşen grubun yeni stüdyo albümü 5, adeta What Sound zamanlarına duyulan özlemi doyurmak için tasarlanmış. Yumuşak tınılar ve akıllı beat’ler ikilinin birbirlerinden ayrı yaşadığı deneyimlerle aynı potada erimiş, ortaya duygu yüklü ve olgun parçalar çıkmış. Albümün çift CD olması yanıltmasın, ikincisinde aynı parçaların enstrümental versiyonları var.
İlgili vidyo: Youtube
XOXO The Mag Nisan 2011 sayısında yayımlanmıştır.

2011’in ilk aylarının önemli müzik olaylarından biri, Discodeine’in ilk albümü oldu. Fransız ekibin bir yarısı Pilooski; yaklaşık dokuz senedir piyasada. Dirty Edits serisi kapsamında Annie, LCD Soundsystem ve Madcon gibi yıldızlara yaptığı remixler haricinde, çıkardığı EP’lerin esamesi pek okunmuyor. Ekibin öbür yarısı Pentile (a.k.a. Morando) ise, Dirty Sound System projesinde yer almanın dışında kayda değer bir iş ortaya koymamış. Albüm haberleri dökülmeye başlayınca Discodeine’in diğer plaklarını araştırma uğraşına soyundum. Texas Gladiators EP’deki ‘Ring Mutilation’ (ki albümde de yer bulmuş), Joystick EP’deki ‘Homo-Compatible’ (aynı şekilde albümde) ve Tom Select plağındaki parçalar oldukça seksi. Müzik piyasasını düzenli takip etme gayretinde olan bir çok dinleyicinin gözünden kaçan, sevgisinden yoksun kalan bu kafadarlar nasıl oldu da Matias Aguayo ve Jarvis Cooker ile anlaşıp vokal yaptırdı bilemiyorum. Ancak Discodeine bu isimlerden aldığı ivmeyle estirmeye, iri yayın organlarından küçük ve orta boy blog’lara kadar kendinden bahsettirmeye başladı. Bu atılım ve kariyer sıçramasını kaçırmamak endişesiyle albümün eksik parçalarını -ne kadar güzel olsalar da- eski plaklardan döşemek de hoş değil. Albümün verdiği hazzı düşününce yeni parçalar olmasını, daha çok Discodeine materyali dinleyebilmeyi yeğlerdim. Analog bassline’lar ve krautdisco elementleriyle bezeli albüm, klüp dinleyicisine hitap ettiği kadar ev kullanımı için de ideal.
XOXO The Mag Nisan 2011 sayısında yayımlanmıştır.

Eric Estornel, ya da daha bilindik adıyla Maetrik, Küba kökenli bir Amerikalı. 1993‘den beri farklı mahlaslarla aktif olarak müzik üreten prodüktörün sayamayacağım kadar çok EP’si ve albümü bulunuyor. Parçalarını yayınlamayı tercih ettiği etiketler arasında Onitor, Sub Static, Treibstoff, Mothership, Audiomatique, Dumb Unit ve Cocoon bulunuyor; bu da sanatçının sound’unun hangi konseptte vücut bulduğunun, büyük tabloda nerede durduğunun bir göstergesi. Estornel yakın döneme kadar, özellikle Maetrik ismiyle direkt klüp dinleyicisine hitap etti. Ağustos ayında Ellen Allien ve Max Cooper’ın hazırladığı “bunları çok çalıyoruz!” listelerine farklı parça ve remix’leriyle dahil olması de buna işaret. Özellikle 2009’da gece klüpleri ‘Envy’ parçasıyla epey sallandı. Fakat Estornel farklı janrlarda gezmeyi seven biri, ve yeni gözdesi House. Yakın dönemde tası tarağı toplayıp Dallas’tan Valensiya’ya taşınan müzisyen, Akdeniz’in kendine has havası ve İspanya’nın sıcak kanlı insanlarından aldığı ilhamla daha organik ve olgun bir tını peşinde. Bu arayış Life Index’te enstrümantal sample’lar, funky bassline’lar ve cılkı çıkmamış vokal sample’lar olarak tezahür ediyor. Estornel’in teknocu geçmişi, House’un kemikleşmiş formülüne kafa tutuyor ve karanlık parçalarda karşılık buluyor. Albümün favorileri yaylılarla süslenmiş ‘Sleazy E’, jazzy duruşuyla ‘Dexters Flight’, keskin bass cümleleriyle ‘Dexters Flight’ ve eşsiz karamsarlığıyla ‘Bring it Back’.

XOXO The Mag Mart 2011 sayısında yayımlanmıştır.
90‘lardan beri elektronik müzik camiasında varlığını hissettirmiş, çeşitli yönlerden esen akım rüzgarlarınını kah göğüslemiş, kah ardına alıp ivmesine katmış tecrübeli bir prodüktör/DJ. Genç Marco’nun ilk plağı 95 yılında, henüz 20 yaşındayken İtalyan Subway Records tarafından basılmış. Tahminimce şu an yurdumuzdaki beyaz Kartal’larda bile dinlenmeyecek “trance”likte olan bu çalışma, Napoli menşeili sanatçının kariyerindeki ilk basamak olmuştur. O zamanlar Avrupa’daki progressive ve rave modasını yakinen takip eden Carola, memleketindeki plak şirketlerinden bu kafada bir takım plaklar yayımladıktan sonra 1000 Records adlı konsept bir plak şirketi de kurmuş. “Sadece 1000 tane basılıyor, tükenmeden alın!” düsturuyla satış yapan bu şirketten çok sayıda eser yayılmış. İlerleyen yıllarda bir hemşehrisiyle kurduğu Zenit adlı şirket ise onun Adam Bayer’le tanışmasına vesile olmuş ve Richie Hawtin’in desteğini arkasına almasına ön ayak olmuş. 2000‘lerin sonlarına doğru artık iyice demlenmiş olan Marc Carola, Fabric ve Cocoon için hazırladığı mix’lerle iyice selebrite kıvamına gelmiş ve M_nus etiketli Walking Dog’u tekno scene’inin beğenisine sunmuş.
Bazı prodüktörler, EP’lerde görev bilinciyle sadece “klüpte çalınacak” parçalara yer verirken, LP’lerde kendilerini daha özgür hissedip ne zamandır fırsatını bulamadıkları yavaş parçaları aralara serpiyorlar. Carola, Play It Loud!’da bunu yapmamış. Belki de içinden gelmiyordur. Albümün bende uyandırdığı izlenim, 2005 döneminde Onur Özer ya da Robag Wruhme’nin setlerinde dinlediğimiz parçaları andırdığı. Kişisel görüşüm, bu sound’un biraz eskidiği yönünde. Son dönem M_nus etiketli eserlerin sıkı bir takipçisi olarak söyleyebilirim ki, alıştığımız -hatta kalıplaşmış- “basit ve ilkel ama bir yandan da çok teknolojik” formülüne de pek sığmıyor. O kadar ki, Making Contakt tayfasını kontrol ettim ve Carola’nın ismini gördüğümde pek şaşırdım. Yine de ofiste çalışırken, emek harcanmış ve maharetli bir mühendisin ellerinden çıktığı her halinden belli olan bu albümü keyifle dinlemekten kendimi alamadım.

XOXO The Mag Mart 2011 sayısında yayımlanmıştır.
Havasından mıdır suyundan mıdır, Birleşik Devletler’in bazı yöreleri müzik akımları açısından pek bereketli oluyor. O kadar ki, sağdan soldan duyup nereli olduğunu araştırmaya üşendiğimiz onlarca ismin aynı eyalete kümelenmiş olduğunu farkedince şaşırmadan edemiyorum. Hayır, bu kez Texas’tan değil Detroit’ten bahsediyorum. Gerçi 2000‘lerde ve öncesinde teknoya kulak kabartmış olanlar “Aaa, Detroit teknonun beşiklerinden biri!” diyecektir şüphesiz; bu topraklarda uzunca zamandır esen rock rüzgarını kaçırmış olmak da benim ayıbım olsun. ADULT ve Black Lips’in patladığı dönemlerde, belki daha da eskiden beri The Dirtbombs sahnelerde boy göstermeye başlamış bir grup. Üstelik de iki bas, iki davul ve bir gitardan oluşan sıradışı bir orkestra ile. Grubun 16 yıllık geçmişi buraya sıkıştırılamayacak kadar uzun, dört adet stüdyo albümü ve sayısız single da cabası. O yüzden Şubat ayında yayımlanan beşinci stüdyo albümlerinden bahsetmek en doğrusu olacak.
Party Store bir konsept albüm; Dirtbombs’un da zamanında bolca beslendiği Detroit menşeili tekno klasiklerine bir saygı duruşu niteliğinde. Derrick May’in Strings of Life’ı, Cybotron’un Cosmic Cars’ı ve A Number of Names’in Shari Vari’si gibi yapıtların biçimini bozmadan yeniden canlandırmışlar. Bu parçalar bana yer yer ESG’nin dağılıp-birleştiği zamanlardaki tonunu anımsattı. Inner City’nin Good Life’ı ise, bana sorarsanız, Dirtbombs sayesinde yeniden dinlenebilir olmuş. 80‘ler kitch’liğini kaldıramamam benim suçum değil, mesuliyet olur olmaz “oldies but goldies” türevi cıvıklıkları hortlatanlarda. Albümle ilgili bahsedilmesi gerekli bir nokta daha var, o da zamanında Carl Craig’in başını çektiği Innerzone Orchestra’nın Bug in the Bass Bin parçası. Zaten 10 dakikaya sığmayan epiklikteki bu parçayı 21 dakikalık bir jam session haline getirmişler; pek de hoş olmuş.

XOXO The Mag Mart 2011 Sayısında yayımlanmıştır.
Aaron Jerome, çocukluğunu Nairobi-Kenya’da geçirmiş ve sonradan Londra’ya gelmiş Hint asıllı bir sanatçı. İlk kez 2002’de küçük bir plak şirketinden “bir yüzü senin bir yüzü benim” tarzı bir plakla basılı müzik dünyasına giriş yapmış. Ürettiği eserler 2009’a kadar Britanya’daki çeşitli etiketlerle dinleyiciyle buluşmuş. Sonra bir noktada mahlas kullanmanın daha fiyakalı olduğuna kanaat getirip, prodüksiyonlarını yaparken ve sahne alırken SBTRKT kelimesini tercih etmeye başlamış. Right Place ve Timeless gibi kendi imkanlarıyla bastığı hoş eserlerden sonra, yeni imajını ve şu an ki sanatçı duruşunu yakaladığı Soundboy Shift ile Young Turks etiketinin tadına bakmış. Britanya’nın dub sound’unu buram buram hissettiğimiz bu plakla diğer dubstep-sever arkadaşların dikkatini çekmiş. En son Modeselektor, Apparat, Ramadanman ve Siriusmo ile Almanya’daki Modeselektion Tour’da caka satarken görülmüş.
Step In Shadows ise, kendi adıma konuşayım, daha yakın hissettiğim ve aşina olduğum bir tınıda başlıyor. Dans pistlerini memnun edecek bir bassline, parçaya renk veren vokaller ve havalı vidyosuyla Look At Stars fevkalade olmuş. EP’nin geri kalanında da sanatçının katıksız dub ve (belki de D’n’B) geçmişi hissediliyor; bu hissiyat parçaları çiğ bir hale de getirebilirdi. Fakat SBTRKT bu bileşenler sayesinde sıradanlıktan ve benzerleri arasından rahatlıkla sıyrılıyor.

XOXO The Mag Ocak-Şubat 2011 sayısında yayımlanmıştır.
Vancouver’ın kendi halinde çiftliklerinden birinde dünyaya gelen ve vasat bir öğrenci olan Daniel Gardner, bir sene seçmeli dersler listesinde Elektronik Müzik Kompozisyonu dersini görür ve hayatı değişir. 16 yaşında Detroit sound’unu hazmetmeye koyulan genç Daniel bir süre civar klüplerde çalar. O zamanlar henüz M_nus da kurulmamış olduğundan, çalışmalarını teknonun daimi kalelerinden Almanya’ya gönderir. Gönderdiği gibi de üç teklif alır. Bu dönemde ~scape ve Karloff gibi görece yenilikçi ve değişik tını arayışında olan plak şirketlerinden sayısız plak yayınlar. Yıllar yılları kovalar, Daniel’ın zaten akıl dolu ve sofistike olan müziği iyiden iyiye olgunlaşır ve 2010 yılında Frivolous – Cadenza buluşması Couples Therapy başlıklı EP ile vücut bulur.
Şubat ayında çıkması planlanan Meteorology, 11 parçadan oluşan enfes bir albüm olacak gibi duruyor. Kısmen dinleyebildiğim parçalardan anlayabildiğim kadarıyla, genelde house tonları hakim. Zengin ve doyurucu bir melodik altyapı, Cadenza’nın imzası haline gelen bir takım perküsyon silsilesiyle kaynaşıyor. Albümde tekno janrına en yakın duran Science des Excentriques bile Cadenza’nın organik ambiyansıyla zerafet ve kibarlıkla sevişiyor, duygu yüklü bir şarkı oluveriyor. Yine Cryin’ adlı parça incitmeden ve yormadan, dinleyicinin içine sıkıntı tohumları serpmekte beis görmüyor. Öte yandan albüm resmen yayımlandığında benim görece uzak duracağım Back into the Deep, sevimsiz klişelerden nasibini almış bir deep house çalışması. Ancak genele baktığımda Frivolous’un bu uzunçalara gerekli ilgi ve şefkati esirgemediğini, Meteorology’nin hak ettiği ilgi ve başarıyı elde edeceğini rahatlıkla söyleyebiliyorum.